Köyün hemen dışında, sık ağaçlarla örülmüş, adım atmanın bile zor olduğu bir orman vardı. Yıllardır kimse gece oraya gitmezdi; yollar kaybolmuş, eski çalılar ve devrilmiş ağaç gövdeleri zemini çamur ve yaprakla kaplamıştı. Rüzgâr estiğinde kuru dallar çatırdar, uzaktan bir kurumuş yaprak hışırtısı insanın içine işlerdi.
O gece, yaşlı bir oduncu, sabah erken başlamak için odun toplamaya gitmişti. Gün batmış, gökyüzü bulutlarla kaplanmıştı. Havanın nemi öyle yoğundu ki, nefes almak bile ağır geliyordu. Ayağının altındaki çamur her adımında çöküyor, taşlar ve kökler yürümeyi zorlaştırıyordu.
Ormanın derinliklerine doğru ilerlerken, bir an gözüne bir hareket ilişti. Gözlerini kısarak baktı; karanlıkta bir adam silueti duruyordu. Elinde bir sopa vardı ama yüzünü göremiyordu, karanlığa gömülmüştü. Sessizce duruyordu, tıpkı bekleyen bir tuzak gibi.
Yaşlı adam durdu, kalbi deli gibi atıyordu. Siluet bir adım attı. O adım, toprağa değdiğinde çamurun ezilme sesi, yaprakların kırılması ve kuru dalların çatırdaması birleşerek bir insanın içini sıkıştıran bir ahenk oluşturuyordu.
Siluet, boğuk ve fısıltı gibi bir sesle konuştu:
“Beni gördün…”
Yaşlı adamın nefesi kesildi. Titreyerek cevap verdi:
“Hayır… ben sadece odun topluyorum…”
Siluet gülümsedi. Ama o gülümseme insana ait değildi. Dudaklarının arasından sızan bir boşluk gibi, çürümüş ve eksik bir şey hissettiriyordu. Ve fısıldadı:
“Sen alırsın… sen götürürsün…”
Yaşlı adam geri adım attı ama adımlarını atarken çamur ayağına yapıştı. Her hareketi ağırlaştı. Geri bakmaya korkuyordu. Bir an cesaretini topladı ve arkasına baktı. Siluet hâlâ oradaydı, hareket etmiyor, sadece bakıyordu.
Birden, gözlerinde hafif bir parıltı belirdi. Adamın kalbi duracak gibi oldu. Gözleri, insanın kendi hatalarını ve suçlarını görüyormuş gibi içine işliyordu.
Panikle koşmaya başladı. Ayakları çamura saplanıyor, taş ve kökler altında tökezliyordu. Ama sesler peşini bırakmıyordu: Yaprak hışırtısı, dal çatırdaması, çamurun ezilmesi… Hepsi ardındaki varlığın varlığını hatırlatıyordu.
Gece boyunca orman, sessizliğini ve karanlığını korudu. Yaşlı adam sabahın ilk ışıklarıyla köye ulaştığında elleri çamurla kaplıydı. Ama sadece toprak ve odun parçalarıydı; siluetin izi yoktu.
Köylüler, o günden sonra kimseyi ormana göndermedi. Oduncu bir daha gitmedi. Gece olunca evinden dışarı adım atmadı; sessizlik hâlâ kulaklarında yankılanıyordu.
“Ormanda bazı varlıklar sessizce bekler. Gördüğün an, seni takip etmeye başlar… ve kaybolanlar bir daha bulunmaz.”
Bir yanıt yazın