admin

Uğurlar Mezarlığı

Uğurlar Mezarlığı, köyün biraz dışında, ana yolun hemen kenarında, asırlık fındık bahçelerinin gölgesinde uzanırdı. Yeni mezarlık tepenin ardına yapılınca burası kendi sessizliğine terk edilmişti. Bakımsız mezarların taşları zamanla yan yatmış, üzerindeki Osmanlıca yazılar yosun tutup silinmişti. Köylüler gündüzleri bile oradan geçerken adımlarını hızlandırır, rüzgârın o eski servilerin arasından geçerken çıkardığı ve insan iniltisine benzeyen uğultuyu duymamak için kulaklarını tıkarlardı.

İsmail, o akşam şehirden dönüyordu. Altındaki yağız atı, normalde yorulmak bilmezdi ama o gece mezarlık yoluna yaklaştıklarında hayvanın adımları ağırlaştı. Kulaklarını dikmiş, karanlığın içindeki görünmez bir tehlikeyi seziyormuş gibi huzursuzca başını sallıyordu. Ay, kalın bulut tabakasının arkasında kaybolmuş; yeryüzü zifiri bir karanlığa, mutlak bir sessizliğe gömülmüştü. Ne bir cırcır böceği sesi ne de uzaktan gelen bir köpek havlaması vardı. Dünya sanki nefesini tutmuş, bir şeyi bekliyordu.

Tam mezarlığın en eski kısmının hizasına geldiklerinde, İsmail iki devrilmiş mezar taşının arasında bembeyaz bir karaltı fark etti. At aniden durdu, kişnemek istedi ama sesi boğazında düğümlenmiş gibi sadece hırıltılı bir nefes verdi. O sessizliğin içinde, tüyleri diken diken eden ince bir ses yükseldi:

“Me-e…”

İsmail gözlerini kısarak baktı. Orada, bakımsız ve kirli toprakların ortasında, pırıl pırıl, bembeyaz bir oğlak duruyordu. Öyle temizdi ki, sanki az önce bir gümüş suyunda yıkanmış gibi parlıyordu. İsmail içinden, “Yazık, birinin hayvanı kaçmış, buralarda kurt kapar, hayvancağız telef olmasın,” diye geçirdi. Atı öne doğru sürmek istedi ama hayvan direniyor, geri geri gidiyordu. İsmail zorlayarak yanına yaklaştı, atın üzerinden eğilip oğlağı kucakladı ve önüne, eyerin üzerine aldı.

Oğlak eline değer değmez İsmail’in içine bir soğukluk yayıldı. Hayvan buz gibiydi; canlı bir bedenin sıcaklığından eser yoktu. Üstelik göründüğünden çok daha ağırdı, sanki etten değil de ıslak topraktan yapılmış gibi bir ağırlığı vardı. At, oğlak üzerine konduğu an dehşetle sarsıldı ama İsmail dizginleri sıkıca kavrayıp eve doğru sürdü.

Eve vardığında doğruca ahıra yöneldi. Kapıyı açtığında atı içeri sokmak neredeyse imkansızdı; hayvan nallarıyla yeri dövüyor, gözleri yuvalarından fırlayacakmış gibi bakıyordu. İsmail oğlağı samanların üzerine bıraktı. Tam o anda, fenerin titrek ışığında oğlağın gözlerini gördü. O gözlerde korku yoktu; derin, zifiri bir boşluk ve insanı donduran bir bakış vardı. At, oğlağın olduğu köşeye bakarak deli gibi şahlandı ve acı bir feryat kopardı.

İsmail’in ensesindeki tüyler ayağa kalktı. Kalbi göğsünü dövüyordu. Bir terslik olduğunu, o “şeyin” bir oğlak olmadığını o an ruhunda hissetti. Arkasına bakmadan ahırdan fırladı, kapıyı kapattığı gibi ağır demir sürgüyü çekti ve üzerine kilidi vurdu.

Gece, İsmail için bir asır gibi geçti. Odasında, yorganın altında titreyerek sabahı beklerken ahırdan gelen sesleri dinledi. Atı hiç durmadan yeri dövüyor, sanki birinden kaçmaya çalışıyordu. Ama korkunç olan atın sesi değildi; duvarların ardından gelen sürtünme sesiydi. Ağır bir çuvalın yerde sürünmesi gibi tok bir ses… Ve ardından gelen o nefes alış: Derin, hırıltılı ve kesinlikle bir insana ait olan o soluma. Ara ara ahşap kapıya içeriden üç sert vuruş yankılanıyordu: Tak… Tak… Tak…

Sabah ezanı okunduğunda İsmail, beti benzi atmış bir halde, elinde bir fenerle ahıra gitti. Kapının önünde bir an durdu. İçerisi şimdi mezar gibi sessizdi. Titreyen elleriyle kilidi açtı, sürgüyü çekti. Kapıyı araladığında yüzüne çarpan hava soğuk, rutubetli ve ağır bir toprak kokusuyla doluyordu.

Feneri içeri tuttuğunda kanı dondu. Yağız atı, ahırın en uzak köşesine büzülmüş, gözleri kan çanağına dönmüş halde titriyordu. Samanların üzerinde oğlak falan yoktu. Orada, oğlağı bıraktığı tam o noktada, çırılçıplak, derisi kül rengine dönmüş bir insan yatıyordu. Saçlarına ıslak mezar çamuru yapışmıştı. Vücudu kaskatı değildi; hafifçe yan dönmüş, sanki gece boyunca ahırın içinde gezinmiş de gün ışığıyla oraya yığılmış gibi duruyordu.

İsmail’in gözü cesedin ayaklarına kaydı. Ayak tabanları taze, cıvık ve kokulu bir mezar toprağıyla kaplıydı. Ahırın zemini kupkuru olmasına rağmen, o çamur oraya taşınmıştı. Tam o sırada atın sağrısında, bembeyaz tüylerin üzerinde beş parmaklı, çamurlu bir el izi gördü. O şey, gece boyu atın yanına gitmiş, soğuk elini hayvanın üzerine mühürlemişti.

İsmail, gördüğü manzaranın dehşetiyle aklını yitirecek gibi oldu. Feneri yere düşürdü, karanlıkta sendeleyerek dışarı fırladı ve ahırın ağır kapısını üzerine çarptı. Can havliyle köyün içine, cami avlusuna kadar koştu. Nefes nefese, kesik cümlelerle köylülere ahırdaki “şeyi” anlattı. Köylüler önce inanmasalar da İsmail’in yüzündeki o ölü gibi solgun ifadeyi görünce yanlarına fenerlerini ve sopalarını alarak ahıra doğru seğirttiler.

Ahırın kapısına vardıklarında tuhaf bir durumla karşılaştılar. İsmail kapıyı çarpıp çıkmıştı ama ağır demir sürgü şimdi sanki birisi içeriden zorlamış gibi tam oturmuştu. Köylüler omuz atarak kapıyı zorladılar, menteşeler gıcırdayarak açıldı. İçeriye doluştuklarında her yer bir mezar kadar sessizdi.

Fenerler samanların üzerine tutuldu. Ama az önce orada yatan o gri derili, topraklı gövdeden eser yoktu. Ne ceset vardı ne de bembeyaz oğlak… Sadece İsmail’in bahsettiği o taze, ıslak mezar toprağı yığını samanların arasında bir tümsek gibi duruyordu. Yerlerde ise ahşap kapının eşiğine kadar gelen, geniş ve ağır bir şeyin sürünme izleri vardı. İzler kapının tam önünde, sanki o varlık havaya karışmış ya da toprağın içine sızmış gibi birdenbire kesiliyordu.

Köylüler dehşet içinde birbirine bakarken, köşede titreyen atın sağrısındaki o beş parmaklı çamur izi hala taze duruyordu. Güneşin ilk ışıkları ahıra sızmasına rağmen o iz kurumuyor, aksine gittikçe daha da koyulaşıp soğuyordu.

O gün mezarlığa gidildiğinde, yol kenarındaki o iki eski mezarın arasındaki toprağın derinlemesine çöktüğü görüldü; sanki birisi oradan dışarı tırmanmış ve işi bitince geri girmişti. İsmail o günden sonra bir daha hiç konuşmadı. Geceleri evindeki tüm ışıkları yakar, kapıları defalarca kontrol ederdi. Atı ise bir daha asla o ahıra girmek istemedi; hayvanın sağrısındaki o beş parmaklı el izi hiç geçmedi, oradaki tüyler döküldü ve deri, mezar toprağı gibi gri bir renk aldı.

İsmail’in ölmeden önceki son sözü şu oldu: “Ben sadece taşıdım… Ama at, o elin soğukluğunu bizzat teninde hissetti.”

 

adminUğurlar Mezarlığı
read more

Gökyüzü Kadar Temiz

Bir çocuk gülüşü kadar lekesiz, Sabahın ilk çiyi gibi duru sevgim. Ne bir hesap var içinde, ne de bir korku, Sadece sen varsın, bir de o saf yüreğim.

Başını kaldırıp baktığında gökyüzüne, Gör o pamuktan, beyaz yığınları. Bize dair hayaller taşır rüzgarın sırtında, O umut dolu, o bembeyaz bulutlar.

İçimde dinmeyen tatlı bir telaş, Adını anınca hızlanır zaman. Ellerimde titreyen o ince heyecan, Gözlerine değdiğim an durur dünya.

Kirletemez hiçbir gölge bu aşkı, Bizimkisi maviliklerde süzülen bir kuş. Sonsuz bir inançla tuttum ellerini, Sonu aydınlık, sonu huzur, sonu vuslat.

adminGökyüzü Kadar Temiz
read more

Kalbimin Bahar Mevsimi

Bir sabah uyanınca penceremde güneş, İçimi ısıtan o eşsiz sıcaklığın. Karanlıklar kayboldu, her yer pırıl pırıl, Gönlüme doğdu senin aydınlığın.

Kuru dallar canlandı, açtı tüm çiçekler, Kokunla bezenmiş sanki sokaklar. Yeşeren umut oldun yorgun ömrüme, Seninle güzelleşti, şenlendi sabahlar.

Tarifsiz bir mutluluk seninle olmak, Her anı, her saniyeyi aşkla yaşamak. Öyle saf, öyle derin bu sevgi bizdeki, Sanki gökyüzüne kanatlanıp uçmak.

Mevsimler kış olsa da bize hep bahar, Sol yanımda bitmeyen tatlı bir heyecan var. Sen güldükçe dünyam renklenir benim, Sonu gelmez bu masal, sonsuza kadar.

adminKalbimin Bahar Mevsimi
read more

Seninle Gelen Bahar

Gözlerinde doğan o sıcacık güneş, Kışın soğuğunu silip atıyor. Gelişinle başladı ömrümde bahar, Uyuyan tüm hisler can buluyor.

Rengarenk çiçekler serildi yola, Her yaprakta sanki adın yazılı. Bir tohumdu kalbimde yeşeren umut, Şimdi koca bir orman, sevda faslı.

Mutluluk dediğin senin gülüşün, Karanlık geceme yıldızlar eken. Öyle derin bir sevgi ki bu bendeki, Hem bugünüm sensin, hem geleceğim.

Sen benim baharım, bitmeyen yazım, Güneşe dönen yüzüm, en güzel şarkım. El ele yürürken sonsuzluğa biz, Kalbimde sadece sen varsın, canım.

adminSeninle Gelen Bahar
read more

RESSAMIN LANETİ

Fikret, eski ahşap evinin çatı katındaki stüdyosunda, elindeki fırçayı titreyerek bıraktı. Günlerdir uyumamıştı. Karşısındaki tuval, hayatında yaptığı en gerçekçi, en kusursuz eserdi. Ama sorun şuydu: Bu resmi o yapmamıştı. Ya da en azından, yaptığını hatırlamıyordu.

Resim, Fikret’in şu an içinde bulunduğu stüdyoyu gösteriyordu. Her detay inanılmazdı; yerdeki boya lekeleri, pencereden sızan soluk ay ışığı, hatta masanın üzerindeki yarısı içilmiş kahve fincanı… Hepsi tuvaldeydi. Ancak resimde, odanın köşesindeki karanlıkta, gerçekte orada olmayan bir detay vardı: Sırtı dönük, uzun paltolu bir adam silüeti.

Fikret ilk başta bunun bir ışık oyunu olduğunu düşündü. Ama o gece tuhaf bir şey oldu. Fikret, resimdeki masanın üzerine şaka olsun diye kırmızı bir elma çizdi. Arkasını döndüğünde, gerçek masanın üzerinde, az önce orada olmayan kıpkırmızı, parlak bir elma duruyordu.

Kalbi yerinden çıkacak gibi oldu. Bu tuval, gerçeği büküyordu. Tuvale ne çizerse, odada beliriyordu.

Fikret’in korkusu yerini hastalıklı bir heyecana bıraktı. Önce masaya deste deste paralar çizdi. Saniyeler sonra masanın üzeri banknotlarla doldu. Sonra, yıllardır hayalini kurduğu antika saati çizdi şömine rafına. Saat, tik-tak sesleriyle orada belirdi. Tanrı gibi hissetmeye başlamıştı.

Fakat üçüncü gece, işler değişti.

Fikret stüdyoya girdiğinde tuvale baktı ve kanı dondu. Resimdeki o karanlık, sırtı dönük adam silüeti yer değiştirmişti. Artık köşede değildi. Resimdeki Fikret figürünün tam arkasında, ensesinde duruyordu. Ve elinde bir bıçak vardı.

Fikret dehşetle arkasına, gerçek odadaki boşluğa baktı. Kimse yoktu. Ama ensesinde soğuk bir nefes hissetti. Panikle fırçayı kaptı. Resimdeki o karanlık adamı boyayla kapatmaya, silmeye çalıştı. Beyaz boyayı hışımla tuvalin üzerine sürdü. Ama boya tutmuyordu. Siyah silüet, beyaz boyanın altından kusuyormuş gibi tekrar yüzeye çıkıyordu.

Ve sonra, resimdeki adam yavaşça başını çevirmeye başladı.

Fikret çıldırmak üzereydi. Bu lanetli şeyi yok etmeliydi. Eline tineri aldı, tuvalin üzerine döktü ve çakmağını çaktı. “Beni öldüremeyeceksin!” diye bağırdı.

Alevler tuvali bir anda sardı. Tuvaldeki oda, eşyalar ve o korkunç adam yanmaya başladı. Fikret zaferle gülümsedi. Kurtulmuştu.

Ancak o sırada garip bir koku duydu. Yanık et kokusu. Ve bacaklarında dayanılmaz bir acı hissetti.

Aşağıya baktı. Pantolonu alev almamıştı ama bacakları… Bacakları sanki bir kağıt gibi kararıyor, kıvrılıyor ve küle dönüşüyordu. Ellerine baktı; parmak uçları yanık bir kağıt gibi ufalanıyordu.

Acı içinde çığlık atmaya çalıştı ama sesi çıkmadı. Çünkü boğazı da siliniyordu. Son nefesini verirken, yanmakta olan tuvalin köşesindeki o küçük detayı fark etti. Resmin sağ alt köşesinde, yazarın imzası vardı. Ama imza Fikret’e ait değildi.

İmzada, o paltolu adamın adı yazıyordu.

Ve o an Fikret korkunç gerçeği anladı. O, tuvalin başındaki ressam değildi. O, paltolu adamın çizdiği resmin içindeki bir figürdü.

Ve gerçek ressam, beğenmediği tablosunu yakmaya karar vermişti.

adminRESSAMIN LANETİ
read more

Kar Tanesi

Şehir beyaz bir yorgana sarıldı bu gece, Sokaklar uykuda, rüzgar fısıldıyor ismini gizlice. Camlarda buğu, dışarıda keskin bir ayaz var ama, Sen yanımdayken mevsim hep bahar, bence.

Üşüyen ellerini bırak usulca avuçlarıma, Isıtsın onları kalbimin hiç sönmeyen ateşi. Lapa lapa yağarken o narin kar saçlarına, Kıskanır gökyüzü, gözlerindeki parlayan güneşi.

Gel, bir battaniye altına sığdıralım koca dünyayı, Dışarıda fırtınalar kopsun, bize ne çıkar? Seyrederken pencereden süzülen o beyaz rüyayı, Bakışların en soğuk kışları bile bir anda yakar.

Varsın kapansın yollar, varsın donsun zaman, Sen benim en kuytu sığınağım, en güvenli liman. Bembeyaz bir sayfa gibi serildi önümüze hayat, Seninle yazılsın bu kış masalı, hiç son bulmadan.

adminKar Tanesi
read more

Ekim Mucizesi

Takvimlerden düşen o sarı yapraklar, Hüzün getirir derler, inanma sakın. Benim baharım güzün başladı aslında, Tam da ortasında o serin kışın.

Yıllar sessizce geçip giderken, Bana aşkı öğreten bir nefes geldi. Sanki dünya durdu, sustu her şey, Gönlüme o en güzel misafir geldi.

Hayatımın anlamı Ekim’de doğdu, Kader fısıldadı, adını “Alime” koydu. Ne soğuk işler bana, ne de fırtına, Muhittin bu canı yoluna koydu.

Sen benim en güzel doğum günü hediyem, Rabbimden dilediğim en temiz duam. Ellerini tutunca ısınıyor içim, Sensin benim güneşim, sensin dünyam.

Ekim’de açan o nadide çiçeksin, Sol yanımda atıp duran gerçeğimsin. Kim ne derse desin, zaman ne göstersin, Sen benim bitmeyen tek sevgilimsin.

İyi ki doğdun sen, iyi ki varsın! Bırak yıllar yaşlansın, biz genç kalalım. Şu yalan dünyada bir tek, Seninle yaşayıp, seninle yaşlanalım!

Hayatımın anlamı Ekim’de doğdu, Kader fısıldadı, adını “Alime” koydu. Ne soğuk işler bana, ne de fırtına, Muhittin bu canı yoluna koydu.

Hayatımın anlamı… Ekim’de doğdu. İyi ki doğdun Alime…

adminEkim Mucizesi
read more

Son Limanım

Şehirlerin ışığı söndü birer birer, Yorgun düştü gölgem, peşimden gider. Herkes beni “Muhittin” diye bilir de, Kimse bilmez içimde ne fırtınalar eser.

Sanki kırık bir pena gibiyim avucunda, Savrulup durdum hayatın ucunda. Tam düştüm derken, tam bittim derken, Senin ellerin belirdi o uçurumda.

Ne şöhret, ne para, ne de yalan dünya, Hiçbiri sığmadı gördüğüm rüyaya! Tek bir gerçek var, kazıdım aklıma…

Alime! Benim sığındığım son liman! Sensiz geçen her an, inan ki ziyan. Yıkılsın dağlar, devrilsin zaman, Muhittin’in kalbinde bir tek sen varsın, inan!

Gitarımın telleri pas tutsa bile, Adını haykırırım rüzgara, yele. Biz seninle yazdık bu asi sevdayı, Değişmem saçının bir tek telini, bütün aleme.

Sırtımı dayadığım o koca çınar, Gözlerinde hem hüzün hem de umut var. Yeryüzü şahidim, gökyüzü duysun, Senden başka yollar bana hep dar.

Alime! Benim sığındığım son liman! Sensiz geçen her an, inan ki ziyan. Yıkılsın dağlar, devrilsin zaman, Muhittin’in kalbinde bir tek sen varsın, inan!

adminSon Limanım
read more

Sadece Sen

Bu yollar tozlu, bu yollar yorgun, Yüzümde izi var, geçen her güzün. Aynalar yabancı, saatler durgun, Sessizliği yırtan tek ses; senin sözün.

Sırtımı yasladığım en sağlam duvar, Gözlerinde fırtına, kalbinde bahar. Yıkılmadım ayaktayım, bak şahidim var, Sensiz geçen her saniye bana zarar.

Ne yalanı sevdim, ne de riyayı, Seninle kurdum ben bu dünyayı! Şimdi aç sesi, inlet semayı…

Alime! Duy sesimi, bu kalp senin için atar! Yokluğun cehennem, varlığın dünyayı yakar! Bilsinler, Muhittin’in yolu, senin yoluna çıkar, Bizim hikayemiz bu, sonsuza kadar!

Teller kopsa da, gitar sussa da, Kimse duramaz bu aşkın karşısında. Hangi şarkı yeter seni anlatmaya? Notalar yetmez ki bu sevdaya.

Sen benim en sert, en gerçek yanım, Damarımda dolaşan o deli kanım. Alime, sen yoksan, yok benim yarınım, İsminle başlar benim her isyanım!

Alime! Duy sesimi, bu kalp senin için atar! Yokluğun cehennem, varlığın dünyayı yakar! Bilsinler, Muhittin’in yolu, senin yoluna çıkar, Bizim hikayemiz bu, sonsuza kadar!

Sonsuza kadar… Sadece sen, Alime… Sadece sen.

adminSadece Sen
read more

HDD’ler Arası Windows Klonlama

Herkese merhaba, bugün sizlere MiniTool Partition Wizard v8.1.1 ile HDD’ler arasında C: veya herhangi bir sürücüde Windows kurulum dosyalarını başka bir HDD’ye nasıl kopyalanabileceğini anlatacağım.

Dikkat Edilmesi Gerekenler;

  • Windows dosyalarını harici bir HDD’ye kopyalayabildiğimiz için harici bir HDD olmak zorundadır. Yani Windows kurulu diskte ikinci bir bölüm olsa dahi dosyalar kopyalanmayacaktır.
  • Eğer Harici HDD’nizde Windows kurulum dosyalarını kopyalayacak kadar kapasitesi var ise C: sürücüsü toplam 10GB HDD’niz 30GB ise dosyaları kopyalayabilirsiniz. İllaki dahili HDD 30GB, harici HDD 30GB olacak diye bir zorunluluk yoktur. Dosyaları alacak kadar kapasitesi olsun yeterlidir.

Dilerseniz kaldığımız yerden devam edelim..

  1. Programı bilgisayarımıza kuruyoruz ve Partition Wizard’a tıklıyoruz.
    Screenshot_1.png
  2. Yeni sürüm güncellemesine “No” diyoruz.
    Screenshot_2.png
  3. “Disk 1” yani dahili diskimizin tamamını seçip Copy butonuna tıklıyoruz. İstersek sadece C: sürücüsünü seçip kopyalama işlemi yapabiliriz.
    Screenshot_3.png
  4. Bu ekranda “Disk 1” seçip işleme devam edemeyiz. Aynı diske aynı verileri tekrar yazdıramayız.
    Screenshot_4.png
  5. “Disk 2” harici diskimizi seçip devam ediyoruz.
    Screenshot_5.png
  6. “Disk 1” deki dosyaları kopyalamak için “Disk 2” deki veriler kaybolsun mu diye bizden onay istemektedir. “Yes” butonuna tıklayıp onay vermek durumundayız Eğer hepsi silinmesin istiyorsak bu program vasıtasıyla diski parçalara ayırmanız gerekmektedir.
    Screenshot_6.png
  7. Bu ekran ise “1. Fit partitions to entire disk.” seçeneğini seçiyoruz.
    Screenshot_7.png
  8. Boot ekranında program dosya kopyalama işlemi yapacağını söylemektedir. “Finish” butonuna tıklayıp devam ediyoruz.
    Screenshot_8
  9. “Apply” diyerek yaptığımız işlemleri uyguluyoruz.
    Screenshot_9.png
  10. “Yes” deyip işlemi onaylıyoruz.
    Screenshot_10.png
  11. İşlemler uygulanıyor…
    Screenshot_11.png
  12. “Restart Now” diyerek boot ekranında kopyalama işlemini başlatıyoruz.
    Screenshot_12.png
  13. Windows başlatma ekranında takılırsa bilgisayarınızı yeniden başlatın.
    Screenshot_13
  14. “Boot Mode” ekranında işlemler gerçekleştiriliyor. HDD’nin hızına ve dosya boyutuna göre kopyalama işlemi farklılık gösterebilmektedir.
    Screenshot_14.png
  15. Windows başlatılıyor…
    Screenshot_15.png
  16. Görüldüğü üzere eski Windows yüklü diskimiz mavi renk ve yeni Windows yüklü diskimiz turuncu renktedir. Sistem Ayrıldı bölümünü disk yönetiminden sürücü harfini kaldırabiliriz.
    Screenshot_16.png
  17. Biz iki disk ile işlem yaptığımız için bilgisayarı yeniden başlatıp BIOS ekranına giriyoruz.
    Screenshot_17.png
  18. Harici diski dahili diskin bir üstüne alıyoruz ki harici diskimizden sistem açılsın.
    Not: Bu ekran anakart modeline göre farklılık göstermektedir.
    Screenshot_18.png
  19. F10 dedikten sonra “Yes” diyoruz.
    Screenshot_19.png
  20. Windows başlatıyor…
    Screenshot_20.png
  21. Harici diskimiz ile sistem yüklenmiştir.
    Screenshot_21.png
  22. Disk Yönetiminden dahili diskimizi gösterebiliriz.
    Screenshot_22.png

Acronis gibi programlar ile bu işlemleri yapabilirdik ama bu iki işlemi birbirinden ayıran Acronis programında sistemi backup dosyası olarak aldığımız haliyle başka bir zamanda o anki görüntüsünü restore ederek geri yükleyebiliriz. Üstte yapılan işlemler ise o anki sistemi başka bir diske aynı gün içerisinde atmasını sağlamaktadır. Yani Acronis programında tekrar tekrar yedek almamız gerekirken üstte yapılan işlemler anlıktır.

KAYNAK : https://sebinli028.wordpress.com/2018/01/10/hddler-arasi-windows-klonlama/

adminHDD’ler Arası Windows Klonlama
read more